Türkiye'de Katılım Finans Mevzuatı: Gelişim, Dağınık Yapı ve Sistematik Bir Hukuk Yaklaşımı
Türkiye’de katılım finans mevzuatının yaklaşık kırk yıllık gelişimini, farklı kurum ve hukuk alanlarına yayılan dağınık yapısını ve bu birikimin neden sistematik bir hukuk yaklaşımıyla ele alınması gerektiğini inceliyoruz. Yazı, mevcut normların yalnızca çoğaltılmasından ziyade kavramsal bütünlük, hukukî tutarlılık ve fıkhî uyum içinde birlikte yorumlanmasının önemini ortaya koymaktadır.
Av. İbrahim Süha MEYDAN
Katılım finans, kendine özgü ilke, sözleşme yapıları ve uyum mekanizmaları bulunan hukukî ve kurumsal bir alandır. Bu alanın pozitif hukuktaki karşılığı ise zaman içerisinde farklı kanunlar, ikincil düzenlemeler, kurum kararları ve standartlar üzerinden şekillenmiştir.
Bu çerçevede katılım finans mevzuatı; katılım finans alanında faaliyet gösteren kuruluşların hukukî statüsünden ürün ve sözleşmelerin mahiyetine, denetim esaslarından katılım ilke ve esaslarına uyum mekanizmalarına kadar uzanan normların bütününü ifade etmektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca kuruluş ve faaliyet izinlerinden ibaret değildir; kullanılan akitlerin ve işlem yapılarının hukuk düzeni içerisindeki karşılığı da bu alanın bir parçasıdır.
Katılım finansa ilişkin işlemlerde pozitif hukukun genel hükümleri yanında, işlemin mahiyeti ve katılım ilke ve esaslarına uygunluğu da önem taşımaktadır. Bu nedenle mevcut finans hukuku hükümlerinin katılım finansa aynen uygulanması her zaman yeterli değildir. Alana özgü kavram, işlem ve kurumların hukuk düzeni içerisinde açık ve tutarlı bir karşılığa sahip olması gerekir.
Türkiye’de ise bu normatif yapı tek bir kanun veya düzenleyici otorite etrafında oluşmamıştır. Farklı dönemlerde ve farklı ihtiyaçlara cevap vermek üzere yapılan düzenlemeler önemli bir mevzuat birikimi meydana getirmiş; ancak bu birikim aynı ölçüde ortak bir hukukî sistematik içerisinde gelişmemiştir. Bu durum, katılım finans mevzuatını normatif bütünlük, kavramsal uyum ve hukukî belirlilik bakımından ayrıca ele almayı gerekli kılmaktadır.
Modern İslami finansın kurumsal gelişimi, özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanmıştır. Kuruluş ve ürünlerin yaygınlaşmasıyla birlikte bunların hukuk düzeni içerisindeki konumu, denetimi ve fıkhî uyumu da müstakil bir düzenleme meselesi hâline gelmiştir.
Bu süreçte uluslararası standart kuruluşları önemli bir rol üstlenmiştir. AAOIFI, fıkhî standartların yanı sıra muhasebe, denetim, etik ve yönetişim alanlarında standartlar geliştirirken; IFSB ihtiyatlı düzenleme, gözetim ve denetim alanlarında uluslararası çerçevenin gelişimine katkı sağlamaktadır.
Ülkelerin İslami finansı hukuk sistemlerine dâhil etme biçimleri ise aynı değildir. Bazı ülkelerde mevcut finans mevzuatı içerisinde özel hükümler öngörülürken, bazı ülkelerde daha müstakil kanunî rejimler benimsenmiştir.
Bu yaklaşımın belirgin örneklerinden biri Malezya’dır. 1983 tarihli Islamic Banking Act ile İslami bankacılık ayrı bir hukukî çerçeveye kavuşturulmuş; 2013 tarihli Islamic Financial Services Act (IFSA) ile bu yapı genişletilerek fıkhî uyum da düzenleyici sistemin temel unsurlarından biri hâline getirilmiştir. Benzer şekilde Endonezya’da 2008 tarihli Sharia Banking Law ile İslami bankacılık için özel bir kanunî rejim oluşturulmuştur.
Bu örnekler, dünyada tek bir düzenleme modeli bulunmadığını göstermektedir. Bununla birlikte ortak yön, İslami finansın kendine özgü kavramlarının ve fıkhî uyum mekanizmalarının hukuk düzeni içerisinde belirgin bir karşılığa kavuşturulmasıdır.
Türkiye’de katılım finansa ilişkin modern hukukî çerçevenin başlangıcı 1980’li yıllara uzanmaktadır. 1983 tarihli Özel Finans Kurumları Kurulması Hakkında 83/7506 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Finans Kurumlarının faaliyette bulunmasına imkân tanınmış; ilk kuruluşlar 1985 yılında faaliyetlerine başlamıştır. Takip eden yıllarda bu kuruluşların hukukî statüsü geliştirilmiş ve 1999 yılında bankacılık mevzuatı içerisindeki konumları daha belirgin hâle gelmiştir.
İkinci önemli dönüm noktası, 2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanunu olmuştur. Kanun ile “özel finans kurumu” kavramı terk edilerek “katılım bankası” kavramı benimsenmiş ve katılım bankaları Türk bankacılık hukukunun açıkça tanımlanan unsurlarından biri hâline gelmiştir.
Ancak katılım finans mevzuatının gelişimi bankacılıkla sınırlı kalmamıştır. Zaman içerisinde BDDK, SPK, SEDDK, TCMB ve KGK başta olmak üzere farklı kamu kurumlarının düzenlemeleri bu alanın parçaları hâline gelmiş; böylece hukukî çerçeve tek bir mevzuat rejiminden ziyade farklı normatif katmanların bir araya gelmesiyle oluşmuştur.
Bu yapı, 19 Aralık 2025 tarihli Katılım Esaslarına Uyum Tebliği ile daha da belirginleşmiştir. Tebliğ, katılım esaslarına uyumu daha geniş bir kurumsal çerçevede ele almış ve Merkezi Danışma Komitesi etrafında ortak bir uyum mekanizması oluşturmuştur.
Bugün Türkiye’de katılım finansa ilişkin oldukça geniş bir mevzuat birikimi bulunmaktadır. Katılım Finans Hukuku mevzuat kronolojisi de 1980’lerden günümüze uzanan bu birikimin kanunlar, ikincil düzenlemeler, kurum kararları ve standartlardan oluştuğunu göstermektedir.
Dolayısıyla mesele, katılım finansa ilişkin düzenleme bulunmaması değil; bu düzenlemelerin farklı kurumlar ve hukuk alanları arasında dağılmış olmasıdır. Bankacılık, sermaye piyasası, sigortacılık, muhasebe ve finansal raporlama alanlarında farklı düzenleyici çerçeveler bulunmakta; bunlara borçlar, ticaret, vergi ve tüketici hukukunun genel hükümleri de eklenmektedir.
Bu çok katmanlı yapı tek başına bir eksiklik değildir. Finansal sistemin farklı alanlarının uzmanlaşmış kurumlar tarafından düzenlenmesi tabii bir hukuk politikası tercihidir. Sorun, katılım finans ürün ve işlemlerinin çoğu zaman birden fazla hukuk alanına aynı anda temas etmesi sebebiyle, bu düzenlemelerin birbiriyle nasıl ilişkilendirileceği ve birlikte nasıl yorumlanacağı noktasında ortaya çıkmaktadır.
Örneğin bir kira sertifikası işlemi yalnızca sermaye piyasası mevzuatından ibaret değildir. İşlemin dayandığı icâre ilişkisinin sözleşme hukuku bakımından mahiyeti, varlığın devri, vergisel sonuçları ve finansal raporlaması da aynı hukukî yapının farklı boyutlarını oluşturur.
Benzer şekilde bir murâbaha işlemi de yalnızca bankacılık mevzuatı bakımından değerlendirilemez. Sözleşmenin yapısı, tarafların hak ve yükümlülükleri, mülkiyetin devri, tüketicinin korunması ve vergilendirme gibi farklı hukukî meseleler aynı işlemde bir araya gelebilir.
Bu sebeple asıl mesele, Türk pozitif hukukunda katılım finansa ilişkin norm bulunup bulunmaması değil; mevcut normların katılım finansın kendine özgü kavram ve işlem yapıları dikkate alınarak sistematik bir bütünlük içerisinde nasıl yorumlanacağıdır.
Türkiye’de katılım finansa ilişkin yaklaşık kırk yıllık süreç içerisinde önemli bir hukukî müktesebat oluşmuştur. Ancak bu birikim, farklı kurumların görev alanları ve farklı hukuk disiplinleri içerisinde geliştiği için parçalı bir görünüm arz etmektedir.
Bu parçalı yapı bütünüyle ortadan kaldırılması gereken bir sorun değildir. İhtiyaç duyulan, mevcut düzenlemeleri ortak kavramlar ve ilkeler etrafında birbirine bağlayabilecek bir hukukî sistematiktir. Başka bir ifadeyle mesele, sürekli yeni normlar üretmekten ziyade mevcut normatif birikimi kavramsal bütünlük, hukukî tutarlılık ve fıkhî uyum içerisinde okuyabilmektir.
Katılım finans hukukunun asıl işlevi de burada ortaya çıkmaktadır: farklı hukuk alanlarında teşekkül eden bu birikimi müşterek bir kavramsal zeminde ele almak ve parçalar arasında tutarlı, anlaşılabilir ve sistematik bir hukukî bağ kurmak.